Batı düşüncesinde ve Osmanlı’da, Türk düşüncesinde; Şiir ve felsefe: | Beşiktaş Çınar Gazetesi 
Köşe Yazıları Batı düşüncesinde ve Osmanlı’da, Türk düşüncesinde; Şiir ve felsefe:

Batı düşüncesinde ve Osmanlı’da, Türk düşüncesinde; Şiir ve felsefe:

10 ay önce     Köşe Yazıları 0
Batı düşüncesinde ve Osmanlı’da, Türk düşüncesinde; Şiir ve felsefe:

Batı düşüncesinde ve Osmanlı’da, Türk düşüncesinde, Şiir ve Felsefe;

Özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısına kadar, şiire bakışlar ve şiir üzerine tartışmaların mahiyeti genellikle birbirinden farklı olmuştur. Batıda birçok filozof ve düşünürün şiir üzerine düşünceler ürettiğini görmek mümkündür. Ancak, şiirsel üretimin fazla olmasına rağmen, aynı şeyi Osmanlı ve Türk düşüncesi için söz konusu etmek pek mümkün değildir. Şiir ile felsefenin bir çekişmesi söz konusu olmadığı gibi şiirin felsefeye dominantlığından da bahsedilebilir. Batıdaki şiir ve felsefe çekişmesi ile zengin felsefi gelenek, bizdekiyle karşılaştırıldığında, oldukça renkli ve çeşitli bir miras bırakmıştır.1 Osmanlı ve Türkiye’de pek tartışılmayan şiirin epistemolojisi ve ontoloji üzerine bir hayli tartışmalar ve üretimler olmuştur. Bu anlamda, Wilhelm Dilthey ve Cemil Meriç üzerinden bir karşılaştırma yapmak bize bu farklılığı, en azından, iki şahsiyet üzerinden somutlaştırma imkânı verebilir. Bu bağlamda da, bu mukayese kendi dönemlerinde sosyal ve insanî bilimlerin birçoğuyla iştigal etmiş, dolayısıyla, birbirlerine yakın düşen iki düşünürün perspektiflerindeki farklılıkları gözler önüne serme çabasına matuftur. Burada, şiiri farklı noktalarda gören ve düşüncelerini de buna paralel biçimde geliştiren iki figür söz konusudur. Genellemeden kaçınmakla birlikte, Dilthey’in Batı düşüncesinde Cemil Meriç’in de Türkiye’de şiirin düşünce tarihinde nereye denk düştüğünü, kısmen de olsa, imlemesi üzerinden bir mukayese yapmak bize yararlı bir panorama sunabilir. Bu panoramada iki farklı düşünce biçiminin şiire biçtikleri rol aynı zamanda şiirin de düşünceye biçtiği rolü görmemize katkı sağlayacaktır. Zira Alman şiirinde felsefeyi ve düşünceyi, Alman felsefesinden de şiiri soyutlayarak yapılan bir yaklaşım eksik kalabilir. Cemil Meriç bağlamında da, düşünürlerin şiiri neredeyse tamamen bilinçten, fikirden soyutlamaya yönelimli olmalarına paralel olarak Türkiye’de, şiirde de düşüncenin (poetik düşünce/poetic thinking) kendine pek yer bulamadığını görmek çok zor olmasa gerektir. Sadece Cemil Meriç değil, başta Hilmi Ziya Ülken olmak üzere, onun birçok çağdaşı da şiiri sadece duyumun alanına koymak gerektiğini ifade eder; aklı ve duyuları keskin, Kartezyen de denilebilecek, bir biçimde ayırırlar.2 Cemil Meriç “Bir 18. asır Fransa’sında şiir susar, hakikatin haşin sesi, şüphenin ve aklın çığlığı konuşur” der (Meriç, 1997: 27) Ziya Gökalp, buna paralel bir biçime, “Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır.” diyerek, şiirle şuuru ilham ve akıl bağlamında ayırır (Gökalp, 1952: 109). Birinin mevcut olması, neredeyse, diğerinin mevcut olmamasına bağlıdır.3 Bu tarz yaklaşımlar, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Ancak Avrupa düşüncesine baktığımızda her ne kadar buna benzer ayrımlar olsa da şiir ve felsefenin, akıl ve duyumlarla nasıl bir ilişki hâlinde üretim ve yaratımda bulunduğunun çok uzun ve tartışmalı bir tarihi vardır. Son yüzyıllarda da bizdekine benzer tamamen ayrıştırıcı düşüncelerin pek talep bulmadığını da unutmadan eklemek gerekir. Bu anlamda Dilthey ve Cemil Meriç’i, şiire bakışları bağlamında, karşılaştırmak önemlidir. crt haber Merkezi

    Bu habere henüz bir yorum yazılmamış. İlk yorumu siz yazın!